Soru: Kur’an-ı Kerim’de kim bir mümini kasten öldürürse onun cezası ebedi kalacağı cehennemdir diyor. Bildiğimiz kadarıyla ehl-i sünnet âlimler kişinin işlediği günah sebebiyle küfre girmeyeceğini söylüyorlar. Bu görüş zikrettiğim ayetle ters gibi durmuyor mu hocam? Bilgilendirirseniz sevinirim.

Cevap: Kasten adam öldüren kişinin uhrevi durumuyla ilgili ulema arasında ihtilaf vardır. Zira konuyla ilgili ayet-i kerimeye baktığımızda kasten adam öldüren kişinin cezasının ebedi kalmak üzere cehennem, Allah ﷻ’ın gazabına, lanetine uğramak ve büyük bir azaba  düçar olmak olduğunu görüyoruz. İlgili ayet-i kerimede şöyle buyuruyor Rabbimiz: “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.”[1]

Buhari’nin Said b. Cübeyr’den naklettiği rivayette Said (radıyallahu anh), Kûfe ehlinin bu ayeti anlamakta ihtilaf etmeleri üzerine İbn Abbas (radıyallahu anh)’a gidip bu ayetin manasını sorduğunu ve onun da “Bu ayet son inen ayettir, hiçbir şey bunu neshetmemiştir” dediğini nakletmektedir.[2]

Nesâi’nin rivayetinde İbn Cübeyr kasten adam öldüren kişinin tövbesinin kabul edilip edilmeyeceğini İbn Abbas’a sorduğunu ve onun da “hayır” cevabı vermesi üzerine “Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı (nın cezasını) bulur;Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır. Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allahı onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.Kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner” ayetlerini ona okuduğunu ve İbn Abbas t’ın da “Bu ayet Mekkîdir. Medine’de nazil olan “Kim bir mümini kasten öldürürse…” ayeti bunu neshetmiştir” şeklinde cevap verdiğini nakletmektedir.[3]

Başka rivayetlerde de buna paralel şekilde İbn Abbas akıbeti açısından şiddetli olan kasten adam öldürmeyle ilgili ayetin şirkten başka tüm günahların tövbe ile affedileceğini bildiren ayetten sonra geldiğini söylemektedir. Benzeri bir görüş Zeyd b. Sâbit (radıyallahu anh)’den de nakledilmektedir.[4] Hatta Muaviye (radıyallahu anh)’nin “Kâfir olarak ölen adam ve kasten bir mümini öldüren kimselerin günahları dışında Allah tüm günahları bağışlaması ümit edilir” dediği de nakledilmektedir.[5] İmam Ahmed bunu Hz Muaviye’nin merfu bir rivayeti olarak aktarmaktadır.[6] Hakeza Ebu Hureyre (radıyallahu anh) ve İbn Ömer (radıyallahu anh)’den de bu görüşte oldukları nakledilmektedir.[7]

Mu’tezile de bu ayet-i kerimenin şirkin dışında bütün günahların affedileceğini bildiren ayeti tahsis ettiğini söyleyerek her iki ayetin “Allah şirk ve kasten adam öldürme dışındaki tüm günahları affeder” şeklinde cem edilebileceğini söylemişlerdir. Fakat cumhuru ulema şirkin dışındaki tüm günahların affedilebileceği görüşündedir.[8] Cumhuru teşkil eden ehl-i sünnet alimlerin bu ayetin zahiri üzere hamledilemeyeceğine dair gerekçelerinin bir kısmı şunlardır:

  1. İbn Abbas (radıyallahu anh)’tan kasten adam öldüren kişinin tövbesinin kabul edileceğine dair fetva da nakledilmiştir. Nitekim bu fetva diğer rivayetlerle de örtüşmektedir. Bu rivayete göre İbn Abbas kasten adam öldüren kişinin tövbesinin kabul edilip edilmeyeceğini soran kişiye kabul edilmeyeceği yönünde fetva vermişti. Yanındakiler “sen bize böyle fetva vermiyordun” deyince “soruyu soran adamı kızdırılmış gördüm. Şayet ona fetva verseydim gidip birini öldürecekti” demişti. Adamın durumu araştırılınca durumun gerçekten böyle olduğu ortaya çıkmıştı.[9] Bu rivayete bakıldığında İbn Abbas (radıyallahu anh)’ın önceki fetvayı bu günahı işlemeye yeltenecek kişileri alıkoymak maksadıyla verdiği ortaya çıkmaktadır.
  2. Kasten adam öldürenin ebedi cehennemlik olduğunu bildiren ayetin sebeb-i nüzulüne bakıldığında bu günahı helal sayarak işleyen kişiyi konu edindiği görülmektedir.[10]
  3. Küfür, adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Küfründen dönen kişinin tövbesi kabul edildiğine göre adam öldüren kişinin tövbesinin kabul edilmesi evlâ yoluyladır.
  4. Yukarıda Furkan süresinden aktardığımız âyette adam öldürme günahıyla diğer günahları da işleyen kişilerin tövbesinin kabul edileceği tasrih edilmektedir. Buna göre sadece adam öldürme günahının tövbesinin kabul edilmesi bi tarikil evlâdır.
  5. “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar”[11] âyet-i kerimesinde küfrün dışındaki bütün günahların affedileceği ifade buyrulmaktadır. Bu ayete göre adam öldüren kişinin tövbesinin kabul edilmesi evlâ yoluyladır.[12]
  6. Buhari ve başkalarının rivayet ettiği meşhur hadiste doksan dokuz kişiyi öldüren ve tövbesinin kabul olup olmayacağını sorduğu alimden “hayır” cevabını alınca onu da öldürüp sayıyı yüze tamamlayan kişinin en netice tövbesinin kabul edildiği anlatılmaktadır. Önceki ümmetlerde yaşamış birinin başından geçen bu hadise, onlarda bulunan birçok zorluğun kaldırıldığı bu ümmetteki biri için evleviyetle geçerlidir. Zira Cenab-ı Hak bu ümmete tahfifte bulunmuştur.[13]
  7. İbn Abbas (radıyallahu anh)’ın bu fetvası kasten adam öldüren kişiye işlediği bu büyük günah sebebiyle tövbenin nasip olmayacağı manasında olabilir. Nitekim İmam Ahmed’in rivayetinde “bu adama tövbe nasıl nasip olacak ki” demesi de[14] bunu göstermektedir.[15]

Maddeleri çoğaltmak mümkün. Fakat akıllıya bir işaretin yeteceği kabilden bu kadarıyla iktifa edelim. Ortaya koyduğumuz bu gerekçeler ve koymadığımız daha niceleri sebebiyle kasten adam öldüren kişinin tövbesinin kabul edileceği görüşünün isabetli olduğu görülmektedir. Ehl-i sünneti teşkil eden cumhur ulemamızın görüşü de budur. Bu görüşte olan alimlerimiz ayet-i kerimeyi farklı şekillerde sahih mahmillere hamlederek tevil etmişlerdir. Bu tevili gerekli kılan en önemli unsur da iman ehli kişilerin ebediyen cehennemlik olmayacağını bildiren naslardır.

Ayrıca ulemamız bir kısım sahâbilerden bu konuyla ilgili nakledilen fetvaları da küçük bir kısmını burada aktardığımız tahlillerle yorumlamışlardır. Her meselede olduğu gibi bu mevzuda da önümüzü aydınlatarak bize yol gösteren ulemamıza müteşekkiriz.

Allah onlardan razı olsun.


[1] Nisa, 93

[2] Buhari, “Kitâbu’t-Tefsîr”, No: 4314

[3] Nesâî, “Kitâbu Tahrimi’d-dem”, No: 4001

[4] İzz b. Abdisselam, Tefsîru’l-Kur’ân, Daru İbn Hazm, Beyrut, 1996, Baskı: I, I/342, İbn Ebî Hatim, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Mektebetu Nezzâr Mustafa el-Bâz, Sud, 1419, Baskı: III, III/1037, Taberi, Câmi’u’l-Beyan, Müessesetu’r-Risâle, 2000, Baskı:I, IX/65 vd., Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr fî İlmi’t-Tefsîr, Daru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrut, 1422, Baskı: I, III/330

[5] İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Daru Tayba, 1999, Baskı: II, II/326

[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned, XXVIII/112, No: 16907

[7] Ebu’l-Leys es-Semerkandi, Bahru’l-Ulûm, I/327

[8] el-Kurtubî, Ebu Abdillah Muhammed b. Ahmed. el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân, Müessesetu’r-Risale, Beyrut-Lübnan, 2006, Baskı: I, VII/41  

[9] İbn Ebî Şeybe, Musannef, XIV/24, No: 28326, İbn Hacer el-Askalânî, et-Telhîsu’l-Habîr fî Tahrîci Ehâdîsi’r-Râfi’iyyi’l-Kebîr, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1989, Baskı: I, IV/454

[10] el-Âlûsî, Şihabuddin Mahmud, Ruhu’l-Me’ânî, Daru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut, V/117

[11] Nisa, 48

[12] Fahruddin er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, Daru’l-Fikr, 1981, Baskı: I, X/246

[13] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî, Daru’l-Ma’rife, Beyrut, 1379,  VIII/496

[14] Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV/44, No: 2142

[15] Şebbir Ahmed el-Usmânî, Fethu’l-Mülhim, Darul-Kalem, Dımeşk, II/87