Görünen o ki Öztürk, Kur’an’da seci‘ sanatının yer alıyor olmasını da kelamullah adına bir kusur olarak telakki etmektedir. Oysa belağat kitaplarımızda bu sanat muhassinât-ı lafziyyeden yani lafız olarak cümleyi güzelleştiren unsurlardan biri olarak zikredilmektedir. Seci‘ tanım olarak “Düz yazılarda fasılaların aynı harf üzerine birbirine uyum sağlaması” şeklinde tarif edilmektedir.[1] Bu sebeple es-Sekkâkî, “Nesirde/düz yazıda seci‘, şiirde kafiye gibidir” demiştir. Seci‘in bir takım kısımlarından da bahsedilmekteyse de meseleyi uzatmama adına o boyuta değinmek istemiyoruz.

Şu bir hakikat ki, seci‘ sanatının, lafzı uydurabilmek için manayı zorlamak gibi bir boyutu da olduğundan bazı alimler Kur’an’da seci‘bulunmadığını da söylemişlerdir. Zira bu durumda asl olan şey mana değil lafız olmaktadır. Dolayısıyla Kur’an böyle bir şeyden münezzehtir. Er-Rummânî, İ‘câzu’l-Kur’ân’ında Eş‘arîlerin bu görüşte olduklarını nakletmektedir. Nitekim Kadı Ebubekir el-Bâkıllânî de bu görüşte olanlardandır. Eş‘arîlerin dışındakiler ise Kur’an’da bu sanatın bulunduğu görüşündedirler.[2]

Öztürk’ün Kur’an’da seci‘ bulunduğu ve bunun da kelamullah adına bir noksanlık olduğunu ifade eden görüşünün Eş‘arîlerin görüşü olduğunu düşünmek isterdik. Fakat bu sanatın dışında Kur’an’ın i‘cazını ortaya koyan ve belağatçılar tarafından ittifakla edebî meziyyet olarak görülen diğer sanatlar hususunda devirdiği çamlar buna engel olmaktadır. Netice olarak Öztürk bu noktada da mahiyetini ve hükmünü bilmediği bir sanatla ilgili konuşarak bir başka cehalete imza atmıştır.


[1] et-Teftâzânî, Muhtasaru’l-Me‘ânî, s. 278

[2] Suyûtî, el-İtkân, III/334