Saygı, bir insanın hayata tutunmasını sağlayan en önemli müessirlerden biridir. Saygılı olmayı öğrenememiş, ciddi bir saygı eğitiminden geçmemiş kişinin yaşıyor olması sadece nefes alıyor olması anlamına gelecektir. Zira, hayatın ana gayesi olan şeylerin tamamen saygılı olmak temeli üzerine mebni olduğundan habersizdir.

Çocuklarda saygı eğitimini ele alışımız hem konunun önemine binaen hem de bu eğitimin hususen çocukluk çağında aileden alınması gerektiğine vurgu yapma amacına matuftur. Evet, çocuk hayata dair her şeyi aile ocağında ilk hocaları olan anne- babasından öğrendiği gibi saygıyı da onlardan öğrenecektir, öğrenmelidir.

Bu sebeple anne-baba çocuğa her şeyden önce yaşama gayesi olan saygıyı öğretmelidir. Ki bu da insan ve cinleri sadece ama sadece kendisine kulluk yapmaları için yarattığını beyan eden Cenab-ı Hakk’a ve çocukların öncelikle peygamber sevgisi ile edeplendirilmesini emreden Resulüllah ﷺ’a göstermesi gereken saygıdır. Anne-baba çocuğu her şeyden önce Allah ﷻ’a salih bir kul ve Efendimiz r’e de iyi bir ümmet olarak yetiştirme hedefi gütmelidir.

Bunun ardından çocuğun çevresine, büyüklerine ve mahlukata göstermesi gereken saygı gelir. Modern zihniyetle yazılmış pedagojik makaleler burada ilk sırayı verdiğimiz saygı eğitiminden hiç bahsetmemekle aslında meselenin özünü kaybetmiş olmaktadırlar. Zira, Allah ﷻ ve Resulü ﷺ’ne saygısı olmayan insanın çevresine saygılı gibi gözükmesi sadece bir aldatmacadan ibarettir. Kendisine sayısız nimetler bahşeden Allah ﷻ’a şükran duyguları içerisinde ibadet etmeyen bir insanın buna nispetle sadece yok hükmünde olacak bir iyiliğe teşekkür etmesi erdem midir?

Her eğitim gibi çocuğu saygılı yetiştirebilmenin de bir menheci vardır. Menhecsiz her iş gibi saygı eğitiminde de doğru bir yöntem takip edilmediğinde ortaya düzgün bir netice çıkmayacaktır. Bu nedenle, çocuğun saygı eğitiminde anne daha ziyade bilfiil ilgilenen, öğreten, tek tek gösteren konumunda olmalı baba ise Kur’an’ın ona tayin ettiği “kavvâmlık/ hakimiyet” vasfuyla bu eğitimi koruma vazifesini üstlenmelidir.

Çocuktaki saygı eğitimi süreci anne-baba arasındaki uyumla  yürütülmediğinde; annenin öğrettiğini babanın nakzettiği yahut babanın öğretmeye çalıştıklarını annenin unutturduğu bir ikilemle hareket edildiğinde ortaya ucube bir çocuk modeli çıkabilir. Bu nedenle çocuğun saygı eğitiminde ana tema, anne-babanın eğitim meselelerinde aynı noktaya vurgu yapması ve aynı hedefe atış yapmasıdır.

Şunu da belirtmek gerekir ki, bugün görsel veya yazılı medyada çocuk eğitimini ele alan bazı seküler isimler sınırsız bir özgürlük kapsamında çocuk yetiştirilmesini teşvik etmektedirler. “Yok” u bilmeyen, “dur” nedir hiç duymamış çocukların daha özgüvenle yetişmiş olup hayata daha fazla adapte olacağı vurgusu üzerinden hareket eden bu çevrelerin bahsettiği hayatla Müslüman hayatının aynı olmadığının altını çizmiş olalım.

Zira seküler hayatta hazlarının telkiniyle yaşamayı yeğlemiş, nefsinin her isteğini yerine getirmeyi misyon edinmiş, anı yaşama duygusuyla ömür tüketen zamane insanı aynı kendisi gibi insan yetiştirmeye teşvik edilmektedir.  Oysa İslam anlayışında böyle bir şey yoktur. Zira her şeyden önce bir Müslüman için yaşadığı hayatta Rabbinin yasakları söz konusudur. Yani, bir yandan modern pedagoji bize sınırsız bir özgürlükçü hayat vadederken diğer yandan Rabbimiz bize sınırları olan, istediğimiz her şeyi keyfimizce yapamayacağımız bir hayat vadetmektedir.

Bu kıskaç içinde hayat yaşamaya mecbur bırakılan modern zamandaki Müslümanın bahsini yaptığımız noktaları gözden geçirerek çocuğu da bu çerçevede bir saygınlık eğitimine tabi tutmalıdır. Aksi durumda saygın gibi gözüken fakat başta Rabbine karşı son derece saygısız olan bir insan modelinin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.